Andalucia ya da Türkçedeki adıyla Endülüs, İspanya’daki 17 özerk bölgeden biri, ülkenin en güneyinde yer alıyor ve sekiz şehirden oluşuyor. Bu şehirlerden dört tanesi diğerlerinden biraz daha ön plana çıkıyorlar: Malaga, Sevilla, Granada ve Cordoba. Bu dörtlüye turistik açıdan Ronda’yı da eklemek mümkün. Şehirlerarası yolculuklarda karayolu oldukça rahat ve güvenli.

Endülüs’ü ziyaret ettiğinizde Katalonya veya Kuzey İspanya’dan çok daha farklı bir ülke bulacaksınız. Karşınıza bize çok benzeyen bir halk çıkacak. Muhtemelen Endülüs’ün başkenti Sevilla’ya aşık olacak, Elhamra Sarayı’na bayılacak, Ronda’da çok daha uzun zaman geçirmek isteyeceksiniz.

BAŞLANGIÇ NOKTASI MALAGA

Genelde Endülüs turlarının başlangıç noktası, uluslararası havalimanı sebebiyle Malaga oluyor. Malaga’nın kuruluşu Fenikeliler dönemine kadar uzanıyor. Ticaret sayesinde uzun süre ayakta kalmayı başaran Akdeniz’in en doğusunda yer alan bu kavim diğer birçok şehrin yanı sıra Malaga, Cordoba ve Sevilla şehirlerini de inşa ediyor. Bu ülkeyi kendi dillerinde “gizli” manasına gelen İspan sözcüğünden türeterek İspanya diye adlandırdıkları rivayet olunur. Daha sonra sırasıyla Kartaca, Roma ve Gotlar bu toprakların sahibi oluyorlar.

0

414 yılında Vizigot işgalinden sonra, bu kez 711 yılının Mayıs ayında karaya çıkar çıkmaz geriye dönmemekte kararlı olan ve gemilerini yaktıran Tarık Bin Ziyad yönetimindeki İslam orduları tarafından fethedilmeye başlanan bu topraklar, son Nasrî hükümdarı Ebu Abdullah başka bir deyişle Boabdil’in Granada’ya veda ettiği 1492 yılının ilk günlerine kadar, döneminin en ileri sanat, bilim, edebiyat ve mimari merkezi haline geldiler. Dönemin kaynaklarında Endülüs yöresinden Araplar’ın oldukça etkilendikleri; güzel ve hoş konumunu Şam’a, havası ve suyunu Yemen’e, çiçek ve ıtriyat konusunda Hindistan’a, meyve ve sebze ürünlerini Mısır’a, paha biçilmez madenleri konusunda da Çin’e benzettikleri kaydedilir.

Zeytin ağacının çiçek açtığı topraklar dışındaki iklimlerde yaşamaya alışkın olmayan bu insanlar için bol suyu ve ideal iklimiyle burası o kadar ideal bir toprak parçasıdır ki, ganimet toplamak dışında İspanya’nın ve Fransa’nın soğuk ve kendilerine göre çok geri kalmış şehirlerini fethetmeye tenezzül bile etmezler.

Malaga’da ilk ziyaret edilecek yerlerden bir tanesi, şehre ve limana tepeden bakan konumuyla Alcazaba… Burası Endülüs Arapları’ndan kalma çok önemli bir kale ve hükümdar ikametgahı. Alcazaba’ya ulaşmanın en kolay yolu yaklaşık iki dakika süren bir asansör yolculuğu.

1930 yılında sağlam bir yenileme ve bakımdan geçirilen Alcazaba’nın etrafı iki sıra kalın dış ve iç duvarları ile çevrili. Torre de Maldonado, yani Maldonado Kulesi orijinal mermer kolonlarıyla şehrin en güzel görüntüsünü sunan yerlerin başında geliyor.

Malaga’daki ikinci ziyaret noktası; dış cephesi Barok, geri kalanı ise Rönesans tarzında inşa edilmiş Malaga Katedrali. Avrupa’daki birçok benzerinden çok daha büyük ölçülere sahip olan katedralin tek şanssızlığı gezideki diğer noktalardan bir tanesinin Sevilla Katedrali olması.

Yapımına 1528 yılında başlanan katedral, 1782 yılında tamamlanıyor. İnşaat süresi bu kadar uzayınca doğal olarak Gotik, Barok, Rönesans tarzlarından birer tutam bulmak mümkün oluyor. Katedralin kulesi 84 metre uzunluğunda, muazzam bir görüntüye sahip.

Malaga’da akşam yemeği için limandaki birçok alternatiften birisini tercih edebilirsiniz. Eğer yaz mevsiminde gidiyorsanız ayrıca şanslısınız; çünkü harika kumsalı ve deniziyle Malagueta Plajısizleri bekliyor.

MALAGA İLE SEVİLLA ARASINDAKİ ÖZEL ŞEHİR RONDA

Ronda iki özelliğiyle ziyaret edilmeyi hak ediyor. Bunlardan ilki Plaza de Toros Arenası… İspanya’nın en eski arenalarından bir tanesi ve boğa güreşi sevenler tarafından büyük saygı gösterilen bir mekan. Arenada ilk boğa güreşi 1785 yılında yapılmış ve bu dalın önemli isimleri burada doğup büyümüşler. Bugün hem arenayı ziyaret edebiliyorsunuz hem de arena içinde yer alan müzeyi…

0

En büyük festival Eylül ayının ilk haftasında yapılıyor. Ronda’nın diğer görülmesi gereken yeri Puento Nuevo. Tajo Boğazı’nın üzerinde 150 metrelik bir kayalığın iki yanında kurulu bu şehirde, İslam Emirleri tarafından yönetilen yeni merkez ve Hristiyan krallarının hüküm sürdüğü eski şehri birbirlerine kavuşturan muhteşem bir mimari harikası. Günümüzdeki şeklini alması 42 yıl süren bir çalışmanın sonucunda gerçekleşmiş.

YAŞANILASI BİR ŞEHİR: SEVİLLA 

Endülüs’ün başkenti ve İspanya’nın 4. büyük kenti olan Sevilla’yı ziyaret ettiğinizde Avrupa’nın en yaşanılası şehirlerinden bir tanesi olduğunu göreceksiniz

0

Şehrin sembollerinden bir tanesi, insanın içine girdiğinde kendini küçücük hissetmesine neden olan Sevilla Katedrali. Tavanın en yüksek olduğu noktanın yüksekliği 37 metre. Muvahhidlerin 1172-90 arasında yaptırmış olduğu caminin temelleri üzerine inşa edilen ve 1400 yılında yapımına başlanıp 100 yılda tamamlanan bu devasa yapıt, aynı zamanda dünyanın en büyük 3. Gotik katedrali durumunda. Uçsuz bucaksız tavanları, 40 civarında şapeli dışında katedralde Küba’nın İspanya’dan ayrılmasından sonra Havana’dan nakledilen Kristof Kolomb’un mezarını da görebiliyorsunuz. Katedralin 98 metre yüksekliğindeki ünlü çan kulesi Giralda, 1184 yılından kalma ve üzerine kurulduğu eski caminin minaresi. Giralda’ya tırmanıp şehri panoramik olarak izlemek bu gezinin olmazsa olmazlarından.

0

Sevilla’da bir diğer önemli durak hemen katedralin yanı başında yer alan Alcazar Sarayı. Yapımına Muvahhidler döneminde, 1181’de başlanmış ama tamamlanması Hristiyan yönetimine kısmet olmuş ve 1364’te tamamlanmış. Yani Alcazar’da Endülüs’ün tüm tarihi eserleri gibi İslam ve Gotik özellikleri bir arada barındırıyor. 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirasları Listesi’ne alınan Alcazar’ın en önemli özelliği ise birbirinden farklı ve geniş bahçeleri. Patio de las Doncellas, yani Bakireler Avlusu, farklı bir tarihsel öneme sahip.

Bu avlu, Mağribiler’in İberya’daki Hristiyan krallarından her yıl haraç olarak 100 bakire kız istedikleri efsanesine atıfta bulunuyor. Bu mit Müslüman ordularının İspanya’dan uzaklaştırılması için yapılan savaşlarda, Hristiyan askerleri hırslandırmak amacıyla bolca kullanılmış. Plaza de Espana için söylenecek tek kelime muhteşem olduğu. Yarım oval biçimindeki meydan Maria Luisa Parkı’nın içerisinde, İberya– Amerika Fuarı için 1928 yılında tamamlanmış. Ortasında bir havuz, etrafında gündüzleri tekneyle gezinti yapılan zarif köprülerle çevrili bir su kanalı, iki devasa kulesi ve her İspanyol şehrinin kurtuluşunu sembolize eden fayans süslemeli bölümleriyle gece ayrı, gündüz ayrı gezilmeye doyulmayacak bir mekan. Sevilla Belediye Başkanlık Binası da burada bulunuyor. Meydanın Star Wars II ve Lawrence of Arabia filmlerinde set olarak kullanıldığını da ekleyelim.

ARAP UYGARLIĞININ BAŞKENTİ: CORDOBA

Endülüs’ün bir diğer önemli şehri de İspanya’ya yerleşen Arap uygarlığının başkenti Cordoba… Medeniyetin zirveye yerleştiği 10. yüzyılda 300’e yakın camisi, hanları, hamamları, sarayları ile Avrupa’nın en kalabalık ve modern şehri durumundaymış. Günümüzde bu unvanları kaybetmiş olsa da hiç şüphesiz halen İspanya’nın en çok turist çeken yerlerinden bir tanesi. Cordoba denilince de akla ilk gelen yapı doğal olarak Cordoba Mezquita. Ancak buraya gelmeden önce eski şehrin ruhunu daha iyi anlamak için bazı yerlerinde bir insanın ancak geçebileceği daracık sokaklarında kaybolmanızda fayda var.

0

Mezquita’nın insana ilk düşündürdüğü şey “büyük ihtimalle dünyada tek bir din olsaydı, ibadethanesi burası gibi olurdu.” At nalı şeklinde 800’den fazla kemer, Arapça yazılar ve hemen yanı başında çeşitli tablo ve heykelleriyle bir şapeli başka bir yerde görmek mümkün değil. İki din tamamen iç içe geçmiş durumda bu cami/katedralde.

Mezquita’nın yapımına Endülüs Emevileri’nin ilk döneminde I. Abdurrahman tarafından 785 yılında başlanmış, cami olarak son halini ise 987 yılında II. Hakim zamanında almış. Arkasından Şarlken 1523 yılında gelip dönemin en büyük 2. camisi olan binanın tam ortasına katedrali yerleştirmiş. 93 metrelik minaresi Sevilla örneğinde görüldüğü üzere çan kulesine dönüştürülmüş.

Kral IX. Alfonso tarafından yaptırılan Alcazar, muhteşem bahçesiyle Elhamra Sarayı’nın minyatürü 

durumunda. Bahçelerin içinde bolca havuz, fıskiye ve şadırvan görmek mümkün. Kulelere çıkıp manzarayı kuşbakışı izlemeyi de ihmal etmeyin. Tarihi açıdan önemi ise Kral Fernando ve Kraliçe Isabel’in, son Müslüman kalesi olan Granada’yı fetih planlarını burada hazırlamış olmaları.

ENDÜLÜS’ÜN OLMAZSA OLMAZ ŞEHRİ GRANADA

Gezinin belki de en akılda kalacak noktası, ününü sonuna kadar hak eden Elhamra’dan başka bir yer değil. Mağribiler’in İspanya üzerindeki etkileri yok olmaya başlamışken, Hristiyan orduları karşısında yenilgiler birbirini kovalarken Muhammed bin Nasrü’l Ahmet 1232 yılında başkentini Granada’ya kurar. Zamanla Sevilla, Cordoba gibi şehirler de birer birer düşmeye başladıkça buraların halkı da Granada’ya sığınır ve Endülüs’ün en büyük şehri durumuna gelir. Diğer krallıklardan 250 yıl daha fazla ayakta kalan Granada’ya günümüze kadar biraz şans biraz da özen sayesinde ulaşacak olan ölümsüz bir eser bırakırlar, Elhamra Sarayı. Kuruluş amacı saray, kale ve hükümet dairesi olan yapı, bugün La Sagrada Familia birlikte İspanya’nın en çok ziyaret edilen yerleri arasında geliyor.

0

Generalife ise havuzları, değişik bitki ve ağaçları ile uçsuz bucaksız bahçelerin yer aldığı yazlık bir saray. Elhamra’nın uzaktan görüntüsünü almak için de gece ya da güneş batarken mutlaka Albaicin Mahallesi’ne inmenizde fayda var.

0

Eğer daha önce İspanya’ya gelip Endülüs’ü görmediyseniz; aklınızda olsun, Endülüs iklimiyle, havasıyla, mimarisiyle ve insanlarıyla gördüğünüz İspanya’dan tamamen farklı, ününü ve ayrıntılı bir geziyi sonuna kadar hak ediyor.

Tur Ve Vize Bilgileri İçin Ofisimizle İrtibata Geçebilirsiniz .

FOX TURİZM